Hüsn-i Hat Sanatı Nedir ?

Nedir ? anilbirgul

Hat kelimesi Arapça “hatt” mastarından türetilmiş bir sözcüktür. Yazı, yol ve çizgi anlamlarına gelen “hat” kelimesini, Arap kelimelerini estetik kalıplar içinde olmak kaydıyla güzel yazı yazma sanatı olarak ifade edebiliriz. Bu sanat daha çok “hüsn-i hat” olarak ifade edilir ve öyle bilinir. Geçen yüzyıllar içinde gelişerek günümüze kadar ulaşmış güzel bir yazı yazma sanatıdır diye ifade edilebilir. “Cismani aletlerle oluşturulan ruhani bir hendese” şeklinde literatürde tarif edilen ve yerini alan bir sanattır.

Batıdaki karşılığı kaligrafi ( calligraphy ) olan bu sanatın gelişmesi çok uzun senelerin sonucunda olmuştur ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde zirve noktasına ulaşmıştır. Başka ülkelerde de yazılan hat üslup ve oluşturulan ekoller sayesinde 15. Yüzyılda İstanbul’da mükemmel noktaya erişmiştir. Fethinden sonra hat sanatının adeta odak noktası ve merkezi haline gelen İstanbul için “Kur’anı Kerim Hicaz’da nazil olmuştur, Mısır’da okunmuştur ve İstanbul’da yazılmıştır” sözü bütün İslam camiasında kabul görmüş bir görüştür.

hüsni hat sanatıEkol Olmuş Hattatlar Kimlerdir ?

Şeyh Hamdullah, Ahmet Karahisari, Mustafa Rakım, Hafız Osman, Mahmut Celalettin Efendi, Yesar-i Zade Mustafa İzzet Efendi’yi ekol olmuş hattatların başına koyabiliriz. Ama bu sanatçıların yanında çok değerli onlarca ustayı da sıralamak elbette mümkündür. Her birisinin hat sanatı için baş yapıt teşkil eden bir çok eseri vardır ve bu eserlerin çoğu günümüze kadar ulaşmıştır. Meydana getirdikleri bu güzel eserlerin kimi müzelerde ve camilerde, kimisi de özel sektör tarafından alınmış ve zaman zaman sergilenmektedir. Kimisi de satın alınma neticesinde ile bazı ailelerin elinde bulunmaktadır.

Bu hat ustalarının yanında Osmanlı Sultanları içinde de hat sanatı ile yakından ilgilenmiş ve güzel eserler bırakmış padişahlar da vardır. Bunların en önde gelenleri Şeyh Hamdullah’ın öğrencisi olan II. Bayezid, Mustafa Rakım’ın öğrencisi olan II. Mahmud, Hafız Osman’ın öğrencisi olan II. Mustafa ve III. Ahmet’tir. Bunların dışında, IV. Murat, I. Ahmet, Sultan Abdülmecid ve Sultan Vahdettini de hattat padişahlar arasında sıralayabiliriz. Fakat Sultan III. Ahmet bu sanatla çok daha fazla ciddi şekilde ilgilenmiş ve büyük hattat denebilecek seviyeye kadar gelmiştir. Yazdığı yazılar Ayasofya ve Üsküdar Valide Camisinin duvarlarını halen süslemektedir.

Hangi Malzemeler Kullanılır ?

Yazı takımı, kalemler, kalemtraşlar, aherli kağıt, mürekkep, makta, likaa, hokka, kalemdan, divit, mühre ve makastır.

Kalemler çeşit çeşittir. Her boy yazı için farklı kalemler kullanılmaktadır. Ve bu kalemlere genel olarak kamış denilmektedir. İnce yazılar için kamış kalem, biraz daha büyük yazılar için bambu kalem, daha da büyük ( celi ) yazılar için tahtadan yapılmış ağaç kalem kullanılır. Kalmeler ancak bir takım işlemlerden geçirildikten sonra yazı yazmaya hazır hale getirilir. Mesela kamış koparıldığında yazı yazmak için uygun değildir. Geçmiş yüzyıllarda hayvan gübresi içinde bekletilip ve pişirilip sertleşmesi sağlandıktan sonra ancak hazır hale getirilebilirdi. Elbette bu çağda başka teknikler kullanılarak farklı farklı kalemler hazırlanmaktadır.

sanat eseriYazı Çeşitleri Nelerdir ?

Muhakkak, reyhani, sülüs, nesih, tevki, rikaa, ta’lik, divani, rik’a ve küfi’dir. Her yazı çeşidinin kendisine göre bir kuralı ve yazım stili vardır. Yazılar zaman içinde gelişerek bu hallerini almıştır ve artık kurallar oturmuştur. Eğer bir yazı stilinde hat yazmak istiyorsanız o kurallara uygun yazmak durumundasınız. Bazı hat sanatçıları bir yazı çeşidinde ustalaşmışken bazıları ise 3 – 4 yazı çeşidini yazabilmektedir.

Rik’a Osmanlıların icadı olan bir yazı çeşididir. İlk örneklerine 1750’li yıllarda rastlanır. Ta’lik yazısı ise Tevki hattının 14. yüzyılda değişikliğe uğramış halidir ve resmi yazışmalarda kullanılmıştır. Divani ise 15. Yüzyılda Akkoyunlular vasıtasıyla Osmanlılara geçmiş ama çok kısa süre zarfında büyük değişikliğe uğrayarak Divan-ı Humayun’daki resmi yazışmalar için kullanılmıştır ve Bu sebeple divani adını almıştır. Harekesiz yazılan bu yazı çeşidinin 16. Yüzyılda gene İstanbul’da doğan harekeli haşmetli ve süslü şekline de celi divani denilir. Bu yazı stili devletin üst seviyedeki yazışmalarında kullanılan yazıdır. Bu iki yazı da Osmanlıların icadıdır. Celi Divani yazı çeşidini camilerin içerisinde ve girişlerinde, Topkapı Sarayının bazı bölümlerinde görülen büyük yazılardan tanıyabilirsiniz.

Kur’an nazil olmadan önce Arap toplumunda hat sanatı ya da bu stilde henüz bir yazı yoktu sadece yazı vardı. Bu yazı daha çok noktasız ve harekesiz yazıdır. O yıllarda kullanılan yazı sadece ihtiyaçları karşılamak için kullanılan son derece sade ve ilkel bir yazı tipidir. Arap harflerinin bir sanat halini alması Kur’an’ı Kerimle başlamıştır. Özel mana ifade eden ve baş tacı edilen Allah’ın sözleri çok daha güzel bir biçimde nasıl yazılır düşüncesi ile hat sanatı gelişmiştir. Bu güzel yazı yazma düşüncesinin HZ. Ali ile başladığınız da ek bilgi olarak belirtmek gerekir.

Uzun yıllardır unutulan ve gerekli ilgi görmeyen hat sanatı son yıllarda yeniden gözde bir sanat halini almıştır ve açılan kurslar sayesinde topluma yayılması sağlanmaya çalışılmaktadır. Hat sanatı Osmanlı İmparatorluğu döneminde zirve noktasına gelmiştir. Bu nadide sanatın şaheserleri gene bu dönemlerde üretilmiştir.

Bu topraklarda bu sanatın hak ettiği değeri bir an önce bulması gerekmektedir. Çünkü hat sanatı zirve noktasına bu topraklarda ulaşmıştır. Bu nedenle daha çok sergiler açılmalı, yazılı ve görsel medyada bu sanata daha fazla yer verilmeli ve Hüsn-i Hat sanatı toplumla çok daha fazla buluşturulmalıdır.

Hat sanatına Arap harflerinden dolayı uzun yıllar boyunca burun kıvrıldığı bir gerçektir. Oysa, “Arap harfleriyle güzel yazı yazma sanatı” diye de adlandırabileceğimiz bu sanat sadece ayet ve hadislerin yazıldığı bir yazı yazma sanatı değildir. Aynı zamanda Osmanlıca (eski Türkçe) güzel sözlerin de yazıldığı bir sanattır.

Yetişen yeni sanatçı adayları sayesinde değerini bir daha hiç kaybetmeyeceği düşüncesinde olunmalıdır ve sonraki nesillere aktarılması için gereken tüm girişimler ve gayretler gösterilmelidir. Bu konuda başta belediyelere ve daha sonra Kültür Ve Turizm Bakanlığına önemli görevler düşmektedir. Bol bol sergi açılmalı, yazılı ve görsel medyada çok daha fazla yer almalı ve hat sanatı toplumla çok daha fazla buluşturulmalıdır.

Sosyal Ağlarda Paylaş

{anilbirgul}

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir